Tanzanya Serengeti Milli Parkı’nda Safari Belgesel Değil, Gerçek

14 Eylül 2015

Televizyon kanallarında Tanzanya Serengeti Safari belgesellerini, büyük göçleri, aslanların avlanmasını, Mara Nehri’ni geçmeye çalışırken timsahların yediği öküz başlı antilopları izleyerek geçti çocukluğum, çocukluğumuz. Televizyonda seyredip duruyoruz, neden biz de Afrika’da safariye gitmeyelim dedik ve hayatımızın o zamana kadar ki en uzun, en pahalı, en maceralı, en muhteşem 3 haftalık yolculuğunu yaptık Tanzanya-Zambiya’da. Tanzanya Serengeti Milli Parkı’nda Safari Belgesel Değil, Gerçekmiş.

Zambiya Viktorya Şelalesi sonrası, Zanzibar tropik ada tatili öncesi; Serengeti Milli Parkı, Tarangire, Ngorongoro, Manyara ulusal parklarında 5 gün 6 gece geçirdik.

Kendi anılarımızı Tanzanya Serengeti Milli Parkı’nda Safari Belgesel Değil yazımda yazdım. Sizin de kendiniz gidebilmeniz için rehber bilgileri diğer yazılarımda hazırladım.

DEVAMINI OKU… 👇

victoria-selalesi-gezi-rehberi

masai-masa-serengeti-safari-nedir

tropik-zanzibar-adası-gezi-rehberi

afrika-zambiya-tanzanya-zanzibar-turu-fiyatlar

 

Tanzanya Serengeti Milli Parkı’nda Safari Belgesel Değil Gerçek

 

7 EYLÜL 2011 / DAR ES SALAAM

Zambiya Viktorya Şelalesi’ni gezdikten sonra Lusaka’dan Dar Es Salaam’a geri dönüyoruz. Tanzanya’ya ilk girişte transit vize ya da çok girişli vize alamadığımız için tekrar 50USD ödeyerek tek girişli vizelerimizi yeniden alıyoruz.

Para bozdurmak için havalimanında bir döviz bürosuna gidiyoruz ve ilginç bir sistemle karşılaşıyoruz. 50’lik ve 100’lük banknotlar daha değerli 1600’den alıyorlar, 5-10-20’lik banknotları ise değersiz, 1400 Tanzanya Şilini’nden alıyorlar. Neyse ki biz yanımızda 50’lik banknot götürmüştük, dolayısıyla zararlı çıkmadık.

İlk hedefimiz; safari başlangıcı için Arusha’ya ulaşmak, ancak aynı gün içinde ulaşmamız mümkün gözükmüyor. Dar Es Salaam havalimanında bir kaç uçak firması ile görüşüyoruz ve fiyatı-saati en uygun olan Fly540‘den Kilimanjaro gidiş, Zanzibar dönüş uçak biletimizi alıyoruz. Dar Es Salaam’da geceyi havalimanı yakınında Ukonga Airport Transit Motel‘de geçiriyoruz.

8 EYLÜL 2011 / DAR ES SALAAM – ARUSHA

Dar Es Salaam havalimanından kalkan uçak 10 dk’lık bi uçuşla önce Zanzibar’a gidiyor, 1-2 yolcu iniyor, 1-2 yolcu biniyor, biz uçağın içinde bekliyoruz, 15 dk. içinde Kilimanjaro’ya doğru tekrar havalanıyor ve 50 dk’da Kilimanjaro’dayız.

Önceden anlaşmış olduğumuz Uhurutreks’in şoförü bizi havalimanında karşılıyor, 1 saatte Arusha’daki Baraka Inn hotelimize götürüyor.

Eşyaları bıraktıktan sonra Uhurutreks’in sahibi Jasper bizi yemeğe çıkartıyor. Önümüzdeki 5 gün safariyi paylaşacağımız İspanyol baba Havier ve oğlu Alberto, rehberimiz ve şoförümüz Arnold, aşcımız Roberto da geliyor. Kebap gibi etleri mangalda yapıyorlar, görüntü ve koku ağzımızı sulandırıyor ama çiğneyebilmek mümkün değil; et çok sert, dolayısıyla yine tuzlu muz, tavuk ve patates yiyoruz.

9 EYLÜL 2011 – ARUSHA – TARANGİRE

Sabah 8’de safari jeep’imiz otele bizi almaya geliyor. Araç korktuğumuz gibi külüstür çıkmayınca safari ücretini Jasper’a nakit veriyoruz.

İlk istikamet Tarangire Ulusal Parkı. Yol Arusha’dan yaklaşık 3 saat sürüyor. Tarangire Ulusal Parkı’nda “baobab” diye heybetli bi ağaç türü yaygın bulunuyor. Ağacın ömrü ben diyim 2000, siz diyin 3000 yıl.

 

Park girişinde bizi 50-60 tane zebra ve öküz başlı antilop karşılıyor. Sonra bir grup daha, sonra 50 tane daha, sonra filler, zürafalar, yaban domuzları derken biz mutluluktan mest oluyoruz. Dağ tepe, sağ sol dolu. Hangi yöne bakacağımızı şaşırıyoruz. Tamam hayvanat bahçesinde de zebra görmüştük, televizyonda da belgeselleri çok seyretmiştik, ama burası kesinlikle ayrı bir dünya.

Tam o sırada ilerde bir sürü jeep durduğunu görünce bizim Arnold da direksiyonu kırıyor. Safaride eğer onlarca jeep toplanmışsa orda önemli bi olay var demektir. “Bir antilop doğum yapıyor”. Arnold’un söylediğine göre doğum yaklaşık 2 saat önce başlamış ve yavru antilobun ön ayakları ile kafası çıkmış, doğumun tamamlanması 1-2 saat daha devam edecekmiş. Antilop biraz uzakta olduğu için ancak dürbün ile seyredebiliyoruz.

Ulusal parklarda jeep’ten inmek yasak, sadece park yönetiminin belirlediği piknik ve kamp alanlarında izin var. Öğle yemeği için piknik alanına gidiyoruz. Yemekte “lunch box” var. İçinden kızarmış tavuk, hamur işi, meyve suyu ve bir bisküvi çıkıyor. Bunu da bulamayanlar var diyip karnımızı doyuruyoruz. Tabi ki maymunlar yemeğimize ortak olup, bisküviyi kapıp kaçıyor.

Akşamüstü yüzlerce hayvan görmüş olmanın mutluluğu ile kamp alanımız Twiga‘ya gidiyoruz. Aşçımız yemeği hazırlamış, çadırlarımızı kurmuş bizi bekliyor. Yemek gayet başarılı, salata bile var, pilav ve patates vazgeçilmez. Twiga’da lüks otel odaları da var, bahçede çadır alanı da. Çadırda kalanlar ortak duş-tuvalet kullanıyor. Duşta ılık su akıyor, boru biraz paslı ve yosunlu olsa da o günün tozunu toprağını üzerinizden atmanız için yetiyor. Telefonları ve kamerayı şarj edecek elektrik mevcut.

10 EYLÜL 2011 – Serengeti Milli Parkı

Çadırdaki ilk gecemiz rahat geçiyor, sinek yok, kamp alanı güvenli. Sabah erkenden kahvaltı soframız da hazır. Menüde yumurta, İngiliz tost ekmeği ve reçel var. Kahvaltı sonrası aşçımız bulaşıkları yıkıyor eşyaları karton kutuların içine yerleştiriyor ve bütün o kutular, masa, sandalyeler katlanıp araca yükleniyor.

45 dakika süren yerleşim sonrasında Serengeti Milli Parkı’na doğru yola çıkıyoruz. Arnold zorlu bi yolculuk olacak diyince ne kadar zor olabilir ki diye düşünüyorum. 2 saat sonunda Ngorongo Conservation Area kapısında giriyoruz.

Artık asfalt yol yok. Virajlardan, Ngorongoro ormanının içinden tırmanıyoruz; tepede sis var, göz gözü görmüyor, manzara sıfır, Arnold arabayı ezbere kullanıyor. Sonra inişe geçiyoruz, sis bulutları içinden çıkınca gördüğümüz manzara;

2-3 saat sonunda Serengeti Milli Parkı giriş kapısına ulaşıyoruz. Masai’ler oturmuş turistlerin gelmesini bekliyor. Merhaba diyip geçiyoruz. Jambo-Karibu 🙂

3-4 saat daha yol alıyoruz ve Arnold’un bahsettiği zorluk derecesini anlıyorum. Asfaltsız, tangır tungur yolda saatlerce yolculuk sonunda iç organlarım sanki yer değiştiriyor 🙂 Mola verecek bir yer bile yok. Sapsarı bi arazinin ortasında dümdüz bir yolda gidiyorsunuz. Kurak sezon olduğu için çok hayvan da yok, yolculuk pek eğlenceli geçmiyor. Üzerine bi de yağmur yağınca yoldaki çukurlarda su birikiyor ve Arnold’un arabayı kullanması daha da zorlaşıyor.

Onca saatlik yorucu ve hırpalayıcı yolculuğun sonunda ödülümüzü alıyoruz. Yine bir grup jeep toplanmış takipte, biz de hemen yanaşıyoruz. Bir LEOPAR kum tepesinin üzerine çıkmış manzarayı kesiyor yada av arıyor. Sağa sola bakıyor, bize doğru ilerliyor, jeep’lerin arasından geçip gidiyor. Aradığını bizde bulamamış olsa gerek…

Tanzanya Serengeti Milli Parkı'nda Safari Belgesel Değil

Yeşillikler başlayınca 1-2 fil, zürafa, zebra daha görüyoruz ve sonunda Pimbi kamp alanına geliyoruz. Yağmur tekrar başlıyor, hava soğuk. Aşçı yemeği hazırlamaya başlıyor, bu sefer çadırları biz kuruyoruz. Kamp alanında herhangi bir çit yada duvar yok, sadece yemek için bir yer ve kamp alanının tuvaleti var. Vahşi doğanın ortasındayız, çadırlarımızın yanına bufalolar, filler geliyor; onlar otluyor, biz spagettimizi yiyoruz 🙂

Hava kararınca elektrik olmadığı için erkenden çadıra giriyoruz, ancak yolculuktan ve soğuktan bitap düşmüş bünyem beni yarı yolda bırakıyor. Midem bulanıyor, başım dönüyor, ilaç alıyorum ama kesmiyor ve yediklerimi bi ağacın altına çıkarıyorum. Aradan yarım saat geçtikten sonra bir bufalo o ağacın altına otlamaya geliyor ve ne var ne yoksa yiyor.. Gülsem mi, korksam mı, şaşırsam mı bilemiyorum. Doğa ile %100 paylaşım içerisindeyim.

11 EYLÜL 2011 / SERENGETİ / NGORONGORO CRATER RIM

Uykusuz geçen gecenin ardından sabah safarisi için 5’te kalkıyoruz. Güneşin doğuşunu yakalamak için kahvaltı etmeden yollara düşüyoruz.

Meğersem biz henüz gerçek kalabalık hayvan sürülerini görmemişiz. Hep öğle sıcağında safaride olduğumuz için hayvanların çoğu dinleniyorlar ve pek gözükmüyorlarmış. Sabahın 6’sında yüzlerce zebra, antilop, fil, zürafa, sırtlan, su aygırı vs… Hangi yöne bakacağımızı şaşırıyoruz 🙂

Bugüne kadar muhtemelen çok kişinin görmeye nail olamadığı tam 15 tane aslanı bir arada görüyoruz. Anneler ve yavruları ağacın altına toplanmışlar öyle yatıyorlar. Arada bi ses duyduklarında kalkıp etrafı kolaçan edip herhangi bir sorun yoksa geri yatıyorlar. Hakuna matata 🙂

Az ilerde 3 çita, iki de yavrusu, her su birikintisinin içinde 5-10 tane su aygırı. Artık safariye doymaya başladık, Afrika’nın 5 büyüğü olan aslan, leopar, fil, bufalo ve gergedandan eksiğimiz sadece gergedan kaldı.

Serengeti’den dönüş yolculuğuna geçiyoruz, yine hırpalayıcı bi yolculuk sonunda Ngorongoro Krateri yakınlarında bir Masai köyüne giriyoruz.

İşi ticarete dökmüşler. Köye giriş ücreti kişi başı 30USD!! Pazarlıkla 20USD’ye indiriyoruz. Dağın tepesinde ufacık bir köyde turistlerden aldıkları bunca parayı ne yapıyorlar diye soruyorum; rivayete göre konteynırlarda su ve yiyecek satılıyormuş, köydekiler de bu parayla mal satın alıyorlarmış..

Köyden çıkışta bi bakıyoruz tepeden bi zürafa ailesi geçiyor. Hani bizde sokakta köpekleri var ya, burada da sokak zürafaları var 🙂

Gün batımından önce kraterin tepesindeyiz, bu geceki mekanımız Simba Public Campsite. Vardığımızda aşçı yine yemeği hazırlamaya başlıyor, çadırı yine biz kendimiz kuruyoruz. Simba kamp alanı; Twiga ve Pimbi’ye kıyasla daha kalabalık.

Hemen yan tarafta yavru zebra annesini emiyor, diğer yanda ağaçların arasında bir fil, havada da şahinler uçuyor. Hayvanat bahçesinin ortasındayız sanki.

Krater manzarasını seyretmeye gidiyoruz, Masai’ler fotoğraf çektirmek için bekliyorlar, ama bedavaya fotoğraf çektirmiyorlar, 1 kutu Türk lokumu veriyorum, afiyetle yiyorlar.

Gece rüzgar şiddetleniyor ve fırtınaya dönüşüyor. Hava tahminimizden soğuk, üşümeyelim diye bütün kıyafetlerimizi üzerimize giyiyoruz ama nafile. Kafamı uyku tulumunun içine sokuyorum, kendi nefesimle ısınmaya çalışıyorum. Bu kadar soğuk olacağını tahmin etmediğimiz için yazlık uyku tulumlarımızı getirdiğimizden kesmiyor. Çadırımız da rüzgarın şiddetine dayanamıyor; pol’ü kırılıyor ve tenteyi yırtıyor. Eşim gecenin o saatinde aşçı ve şoförü buluyor, elimizde olan sargı bezi, iğne, iplik gibi teçhizatla tamir edebildiğimiz kadar ediyoruz. Rüzgar sonunda insafa gelip biraz yavaşlıyor ve çadır sabaha kadar bizi idare ediyor.

12 EYLÜL 2011 / NGORONGORO CRATER

Patlak çadırlı ve yine uykusuz bir gecenin ardından, yine kahvaltı etmeden, Ngorongoro Krateri’nin içine sabah safarisine çıkıyoruz. Hava hala soğuk. Bu sefer sis daha da fazla, görüş mesafesi abartmıyorum yarım metre var yok. Arnold dura kalka yolu buluyor. Kratere iniş yolu çok dik, dar ve bir yanınız uçurum. Karşıdan ya araba gelirse diye korkuyorum, ama Arnold yolun tek yön olduğunu söylüyor. Kraterden yukarı çıkış için ayrı bir yol kullanılıyormuş.

Ngorongoro Krateri 3 milyon yıl önce aktif olan bir volkan krateri. 610 metre derinliğinde, 20 km çapında 260 kilometre kare genişliğinde bir çukur. Yani yaklaşık olarak İznik Gölü büyüklüğünde diyebiliriz.

Kraterin içinde ilk olarak erkek bir aslan bizi karşılıyor. Yine onlarca jeep toplanıyor, aslan araçların arasından yavaşça geçiyor, son aracın tamponuna işaretini bırakmak için tuvaletini yapıyor ve bize bi baktıktan sonra gidiyor. Resmen “burası benim evim, ne işiniz var burada” demek istiyor insanlara. Onlarca araçtan bunalmış gibi hayvanlar.

Sonra bir aslan daha görüyoruz, sonra 2 sırtlan, sonra bir aslan daha, eh artık yeterince aslan da gördük.

1 çita görüyoruz, öyle sakin dururken birden atağa kalkıyor, koşuyor ve bir tavşan yakalıyor. Son olarak işte az uzakta bir gergedan, anca dürbünle görebiliyoruz; 5 büyüğü tamamladık 🙂 Soyları tükenmekte olduğu için kocca krater içerisinde sadece 3 tane gergedan kalmış ve görmek gerçekten zor.

Krater içerisinde biraz daha geziyoruz. Göç etmemiş öküz başlı antiloplar taze otun yönünü takip ediyorlar.

Öğle saati oldu ama hala daha kahvaltı etmedik. Karınlarımız aç, safariye tok bir şekilde kamp alanına dönüyoruz. Kamp alanında kalan herkes aynı yere kendi masalarını kuruyor ve bu ortak alanda yiyor. Bizim yemekte patates, pilav var.

Yemekten sonra aşçı eşyaları topluyor araca yüklüyor bi sonraki destinasyonumuza doğru yola çıkıyoruz. Yine ilk gece kaldığımız en konforlu kamp alanı olan Twiga‘ya geliyoruz. Çadırları kuruyoruz, aşçı yemek hazırlığına başlıyor, ben biraz kestiriyorum, eşim köyde gezintiye çıkıyor.

13 EYLÜL 2011 / MANYARA GÖLÜ – MARANGU

Artık safarinin son günü, istikamet mavi maymunları ve flamingoları ile meşhur Lake Manyara.

5 gün boyunca yüzlerce hayvan sürüsü gördükten sonra Manyara Gölü’ndeki 5-10 tane zebra-zürafa-fil artık pek cezp etmiyor. Geriye en çarpıcı zebra leşi kalmış.

Kurak sezonda olduğumuz için flamingoları da dürbünle bile anca nokta büyüklüğünde görebiliyoruz. Evet yüz binlerce flamingo var ama ufukta bi turunculuktan ibaret. Çok uzatmadan safariyi erken bitiyoruz. Aslında Lake Manyara’ya bu mevsimde gelmeseymişiz daha ekonomik olurmuş..

5 saatlik yolculukla Moshi’ye dönüyoruz.

Uçağımız ertesi gün olduğu için Jasper kendi köyü olan Marangu’daki kendi otelinde konaklatıyor bizi. 4-5 tane kocaman odası var. Muz ağaçlarının arasında, Kilimanjaro eteğinde, tertemiz dağ havasından temiz ve konforlu bir yatakta yatıyoruz.

14 EYLÜL 2011 – MARANGU – KİLİMANJARO

Sabah uyanınca patikadan az ilerdeki Moonjo şelalesine yürüyoruz. Çok güzel bir doğa, temiz hava, az yürüyüş acıktırıyor. Kahvaltıda yumurta var. Sonra toplanıp yola çıkıyoruz.

Uçağımız öğlen olduğu için Jasper’dan bizi havaalanından önce Kilimanjaro’nun giriş kapısına götürmesini istiyoruz. Sis olduğu için dağı net göremiyoruz. Bu sefer tırmanmak için zamanımız yok, ama kim bilir belki ilerde Tanzanya’ya yine geliriz. Havalimanına geliyoruz ve Jasper ile vedalaşıyoruz. Sıradaki rotamız Zanzibar.

Tanzanya Serengeti Milli Parkı’nda Safari Belgesel Değil ile ilgili sorularınızı, deneyimlerinizi, olumlu-olumsuz eleştirilerinizi aşağıdaki yorumlar bölümüne yazabilirseniz; beğendiğiniz yazılarımı sosyal medyada paylaşabilirseniz çok sevinirim.

Herkese iyi gezmeler tozmalar

Jambo

Burcu Canbulat

www.gezitozu.com

 

Seyahat Tarihi: 8-14 Eylül 2011

Yazı Tarihi:  14 Eylül 2011

Güncelleme Tarihi: Mart 2016

 

« »
4 Comments

    Malik

    18 Ekim 2015 at 02:00

    Facebook seyahatname’mde paylaştım..

    Gezilecek yerler

    1 Aralık 2015 at 02:00

    Vayyy. Müthiş bir yazı olmuş. Şahane

    Busece

    11 Ocak 2016 at 02:00

    Burcu Hanım merhaba… Yakın bir hikayemiz var. Geçtiğimiz Mayıs ben de çadır konaklamalı safari yaptım. “Birkaç yıl evvel bu yerler nasıldı” yı görmek keyif verdi bana yazınızı okurken 🙂 http://www.busece.net de benim blogum. Siz de Srengeti, Ngorongoro, Lake Manyara “4 yıl sonra nasılı” görmek isterseniz belki okumak istersiniz…
    Bu yıl da Route 66 nın tamamını gerçekleştiriyor olacağız; onun için heyecanlıyız 🙂
    Sevgiyle kalın 😉

      GeziTozu

      11 Ocak 2016 at 02:00

      Umarım yıllar içinde doğal hayatta bozulma olmuyordur. Turizmin artıyor olması sevindirici ama ulusal park yönetiminin ciddi önlemler alması gerekli. Zevkle okuyacağım. Hayatta 1 kez kısmet olur böyle anılar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yazılardan haberdar olmak ister misiniz? Tıklayın, Abone olun :)

%d blogcu bunu beğendi: